Türkiye-Libya Deniz Yetki Anlaşması Yunanlıları ve AB’yi Rahatsız Etti!

Libya Parlamentosunun Türkiye ile 2019 tarihli deniz yetki alanları anlaşmasını onaylaması, Doğu Akdeniz'de yeni bir diplomatik tartışma başlattı. Türkiye'nin memnuniyetle karşıladığı karara Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen itiraz ederek Avrupa Birliği'nin Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne desteğini yineledi.

Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını oy birliğiyle onayladı. Ankara’nın memnuniyetle karşıladığı karara Avrupa Birliği’nden itiraz geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, sosyal medya paylaşımında anlaşmanın deniz hukukuna aykırı olduğu yönündeki AB görüşünü yineleyerek Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a destek verdi. Gelişme, Türkiye-Libya ilişkileri ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları tartışmalarını yeniden uluslararası gündeme taşıdı.

Libya Parlamentosundan Türkiye ile Deniz Yetki Anlaşmasına Onay: Doğu Akdeniz’de Yeni Dönem

Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını onaylaması, Doğu Akdeniz’deki diplomatik ve hukuki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. 20 Ekim 2026 tarihinde alınan karar Türkiye tarafından memnuniyetle karşılanırken Avrupa Birliği (AB), anlaşmaya yönelik itirazlarını yineledi.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Libya Parlamentosunun kararından derin üzüntü duyduklarını belirtti. Von der Leyen, Avrupa Birliği’nin 2019 yılında açıkladığı tutumunun değişmediğini vurgulayarak anlaşmanın üçüncü ülkelerin egemen haklarını ihlal ettiği görüşünü savundu.

Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa ile birlikte yayımlanan resmî açıklamada da aynı değerlendirmelere yer verildi. AB liderleri, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile dayanışmalarını yeniden teyit etti.

Türkiye ise mutabakatın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin karşılıklı hak ve menfaatlerini koruduğunu belirterek Libya Parlamentosunun kararını olumlu karşıladı.

LİBYA PARLAMENTOSU 2019 ANLAŞMASINI OY BİRLİĞİYLE ONAYLADI

Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026 tarihinde Türkiye ile Libya arasında imzalanan Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını oy birliğiyle kabul etti.

Libya’nın doğusundaki Bingazi’de faaliyet gösteren Temsilciler Meclisi, aynı oturumda Türkiye ile ilişkileri ilgilendiren iki eski kararını da yürürlükten kaldırdı.

İptal edilen 2020 tarihli ve 1 sayılı karar, Türkiye ile Libya’nın dönemin Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan iki mutabakatın onaylanmasını reddediyordu.

2020 tarihli ve 6 sayılı diğer karar ise Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngörüyordu.

Bu kararların kaldırılması, Libya’nın doğusundaki siyasi kurumların Ankara ile ilişkilerinde önemli bir tutum değişikliğine işaret ediyor.

Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümetinin Dışişleri Bakanlığı da parlamento kararını olumlu karşıladı. Bakanlık, gelişmenin iki ülke arasındaki iş birliğini güçlendirebileceğini ve Akdeniz’deki bölgesel istikrara katkı sağlayabileceğini bildirdi.

URSULA VON DER LEYEN’DEN TÜRKİYE-LİBYA ANLAŞMASINA İTİRAZ

Libya Parlamentosunun onay kararının ardından Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, X hesabından yaptığı açıklamayla Avrupa Birliği’nin anlaşmaya ilişkin tutumunu yeniden ortaya koydu.

Von der Leyen, Libya Parlamentosunun Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylamasından derin üzüntü duyduklarını ifade etti.

AB’nin 2019 yılında Avrupa Birliği Konseyi tarafından ortaya konulan yaklaşımının değişmediğini belirten von der Leyen, mutabakatın üçüncü devletlerin egemen haklarını ihlal ettiği ve deniz hukukuyla bağdaşmadığı görüşünü dile getirdi.

Avrupa Komisyonu Başkanı, bu gerekçelerle anlaşmanın geçersiz olduğu yönündeki AB değerlendirmesini yineledi.

Açıklamada ayrıca Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile dayanışma mesajı verilirken Libya’ya yönelik dış müdahalelere karşı oldukları da vurgulandı.

Von der Leyen’in paylaşımındaki ifadeler, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa ile birlikte yayımlanan resmî açıklamada da yer aldı.

Bu açıklama, Avrupa Birliği’nin 2019 yılından bu yana Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarını sürdürdüğünü gösteriyor.

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN İTİRAZI NEYE DAYANIYOR?

Avrupa Birliği’nin anlaşmaya yönelik temel itirazı, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında üçüncü devletlerin haklarının dikkate alınmadığı iddiasına dayanıyor.

AB, Türkiye ile Libya arasında belirlenen deniz sınırının Yunanistan’ın ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin deniz yetki alanlarına ilişkin hak iddialarıyla çeliştiğini savunuyor.

Bu yaklaşımın merkezinde, özellikle Yunan adalarının kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarının sınırlandırma süreçlerinde nasıl değerlendirileceği sorusu bulunuyor.

Avrupa Birliği’nin anlaşmayı geçersiz olarak nitelendirmesi, Birliğin hukuki ve siyasi pozisyonunu yansıtıyor. Bununla birlikte söz konusu açıklama, tek başına uluslararası bir mahkeme tarafından verilmiş bağlayıcı bir hükümsüzlük kararı niteliği taşımıyor.

Türkiye ve Libya ise deniz yetki alanlarının belirlenmesinde uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkelerinin esas alındığını savunuyor.

Dolayısıyla uyuşmazlık, yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşmanın onaylanmasından değil, Doğu Akdeniz’deki farklı kıyıdaş devletlerin deniz sınırlarına ilişkin hukuki yaklaşımlarından kaynaklanıyor.

TÜRKİYE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN AÇIKLAMA

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 20 Ekim 2026 tarihli ve 202 sayılı açıklamasıyla Libya Temsilciler Meclisinin kararını memnuniyetle karşıladığını duyurdu.

Bakanlık, 2019 yılından bu yana yürürlükte bulunan mutabakatın Türkiye ve Libya’nın karşılıklı hak ve menfaatlerini koruduğunu bildirdi.

Ankara, anlaşmanın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkelerine dayandığını savunurken iki ülke arasındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesine katkı sağlayacağını belirtti.

Türkiye ayrıca Akdeniz havzasında güven, istikrar ve barışın sağlanması için bölgedeki ortaklarla çalışmayı sürdüreceğini açıkladı.

Böylece Türkiye ve Avrupa Birliği, aynı parlamento kararına ilişkin birbirinden farklı hukuki ve siyasi değerlendirmeler ortaya koydu.

Ankara kararı mevcut iş birliğinin güçlenmesi olarak değerlendirirken Brüksel, mutabakatın üçüncü devletlerin haklarını ihlal ettiği yönündeki görüşünü korudu.

TÜRKİYE-LİBYA DENİZ YETKİ ALANLARI ANLAŞMASI NEDİR?

Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırası, 27 Kasım 2019 tarihinde imzalandı.

Anlaşma, Akdeniz’de iki ülkenin karşılıklı olarak belirlediği deniz yetki alanları sınırlarını ve bu sınırlara ilişkin teknik koordinatları içeriyor.

Mutabakatın temelinde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge kavramları bulunuyor.

Kıta sahanlığı, kıyı devletinin deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerindeki haklarını ilgilendiriyor.

Münhasır ekonomik bölge ise denizdeki canlı ve cansız kaynakların araştırılması, işletilmesi ve korunması bakımından belirli egemen haklar sağlıyor.

Bu alanlar, kıyı devletinin kara ülkesi veya karasuları üzerinde sahip olduğu egemenlikle aynı hukuki statüye sahip değil.

2019 mutabakatı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin yaklaşımının önemli unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Libya Parlamentosunun 2026 yılında aldığı karar ise yeni bir deniz sınırı anlaşmasının imzalanması değil, daha önce imzalanmış ve yürürlüğe girmiş mutabakata Libya’nın doğusundaki yasama organının onay vermesi anlamına geliyor.

LİBYA’NIN DOĞUSUNDAN GELEN ONAY TÜRKİYE İÇİN NEDEN ÖNEMLİ?

Libya’da 2011 yılından itibaren yaşanan siyasi ve güvenlik sorunları, ülkede farklı yönetim merkezlerinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Türkiye, 2019 yılındaki deniz yetki alanları mutabakatını Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzalamıştı.

Ancak Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi, bu anlaşmaya karşı çıkmış ve 2020 yılında onaylanmasını reddeden bir karar almıştı.

20 Ekim 2026 tarihinde gerçekleşen değişiklik, geçmişte anlaşmaya karşı çıkan parlamentonun bu kez mutabakatı kabul etmesi bakımından önem taşıyor.

Parlamentonun Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören eski kararını kaldırması da gelişmenin diplomatik boyutunu güçlendiriyor.

Bu adım, Ankara ile Libya’nın doğusundaki siyasi aktörler arasında deniz yetki alanları konusunda daha geniş bir iş birliği zemini oluşabileceğine işaret ediyor.

Bununla birlikte Libya’daki kurumsal bölünmüşlüğün tamamen sona erdiği veya ülkenin bütün siyasi sorunlarının çözüldüğü sonucuna varmak mümkün değil.

TÜRKİYE, YUNANİSTAN VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ HUKUKİ GÖRÜŞ AYRILIĞI

Türkiye-Libya mutabakatı, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının nasıl sınırlandırılması gerektiğine ilişkin farklı görüşleri yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye, kıyıların coğrafi özelliklerinin ve hakkaniyet ilkesinin sınırlandırmada belirleyici olduğunu savunuyor.

Yunanistan ise adaların da deniz yetki alanları doğurabileceğini ve Türkiye-Libya mutabakatının bu hakları dikkate almadığını ileri sürüyor.

Uluslararası deniz hukukunda adaların deniz yetki alanlarına ilişkin hakları ile sınırlandırma sırasında bu alanlara ne ölçüde etki tanınacağı, uyuşmazlığın coğrafi ve hukuki koşullarına göre değerlendiriliyor.

Türkiye, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf değil. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti ise sözleşmeye taraf devletler arasında yer alıyor.

Ancak tarafların sözleşmeye ilişkin statülerinden bağımsız olarak, ilgili uluslararası teamül hukuku kuralları ve deniz sınırlandırmasına ilişkin hukuki ilkeler de tartışmanın parçasını oluşturuyor.

Bu nedenle Türkiye-Libya anlaşmazlığına ilişkin değerlendirmelerde yalnızca siyasi açıklamaların değil, uluslararası deniz hukukunun ilgili kurallarının da dikkate alınması gerekiyor.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN ANLAŞMAYI TESCİL ETMESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatı, 2019 yılında Birleşmiş Milletler Antlaşmalar Koleksiyonu’na kaydedildi.

Ancak bir anlaşmanın Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilmesi ile anlaşmanın bütün hükümlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunun kabul edilmesi aynı anlama gelmiyor.

Tescil işlemi, uluslararası anlaşmaların kayıt altına alınmasına ilişkin bir süreç.

Bu işlem, üçüncü devletlerin itirazlarının kendiliğinden ortadan kalkmasını veya deniz yetki alanlarına ilişkin bütün uyuşmazlıkların çözümlenmesini sağlamıyor.

Benzer şekilde Avrupa Birliği’nin anlaşmanın geçersiz olduğu yönündeki açıklaması da tek başına uluslararası bir yargı kararının yerine geçmiyor.

Bu ayrım, Türkiye-Libya mutabakatının uluslararası hukuki statüsünün değerlendirilmesinde önem taşıyor.

DOĞU AKDENİZ’DEKİ ENERJİ KAYNAKLARI NASIL ETKİLENEBİLİR?

Türkiye ile Libya arasındaki deniz yetki alanları mutabakatının ekonomik boyutu, Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz kaynaklarının araştırılmasıyla yakından ilişkili.

Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, kıyı devletlerinin deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerindeki hak iddiaları bakımından önem taşıyor.

Libya Parlamentosunun onayı, Türkiye ile Libya arasında enerji ve denizcilik alanlarında yeni iş birliklerinin değerlendirilmesi için siyasi bir zemin oluşturabilir.

Ancak alınan karar, yeni bir doğal gaz rezervinin keşfedildiği veya belirli bir bölgede sondaj faaliyetlerinin başladığı anlamına gelmiyor.

Enerji projelerinin hayata geçirilmesi için ayrıca teknik araştırmaların, izin süreçlerinin, yatırım kararlarının ve gerekli hukuki değerlendirmelerin tamamlanması gerekiyor.

Deniz yetki alanlarının başka devletlerin hak iddialarıyla çakıştığı bölgelerde ise yeni faaliyetlerin diplomatik anlaşmazlıklara yol açma ihtimali bulunuyor.

MAVİ VATAN POLİTİKASI AÇISINDAN GELİŞMENİN ÖNEMİ

Türkiye’nin deniz yetki alanları ve denizlerdeki haklarına ilişkin yaklaşımında kullanılan Mavi Vatan kavramı, Doğu Akdeniz’deki sınırlandırma tartışmalarıyla doğrudan bağlantılı.

2019 Türkiye-Libya mutabakatı, Ankara’nın bu bölgedeki deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerinin önemli diplomatik dayanaklarından biri olarak görülüyor.

Libya Temsilciler Meclisinin onayı, Türkiye’nin daha önce Trablus yönetimiyle oluşturduğu iş birliğinin Libya’nın doğusundaki siyasi kurum tarafından da kabul edilmesi bakımından dikkat çekiyor.

Buna karşılık Avrupa Birliği’nin ve Yunanistan’ın itirazlarının sürmesi, anlaşmanın bölgesel düzeyde tartışmalı niteliğinin devam ettiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle parlamento kararı, Türkiye-Libya ilişkilerinde yeni bir aşama olarak değerlendirilse de Doğu Akdeniz’deki bütün deniz yetki alanı uyuşmazlıklarının çözüldüğü anlamına gelmiyor.

TÜRKİYE-LİBYA İLİŞKİLERİNDE BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Libya Parlamentosunun 20 Ekim’de aldığı karar, Türkiye ile Libya arasındaki ilişkiler açısından iki önemli sonuç ortaya koyuyor.

Bunlardan ilki, 2019 tarihli deniz yetki alanları mutabakatına geçmişte karşı çıkan Libya Temsilciler Meclisinin tutumunu değiştirmesi.

İkincisi ise Ankara ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören 2020 tarihli kararın yürürlükten kaldırılması.

Bu iki gelişme, Türkiye ile Libya’nın farklı siyasi kurumları arasındaki ilişkilerin ilerletilmesi bakımından yeni bir diplomatik zemin oluşturabilir.

Öte yandan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklaması, Avrupa Birliği’nin mutabakata yönelik itirazlarını sürdürdüğünü ortaya koyuyor.

Türkiye ve Libya anlaşmayı karşılıklı hak ve menfaatlerini koruyan bir düzenleme olarak değerlendirirken AB, üçüncü ülkelerin egemen haklarının ihlal edildiği görüşünü savunuyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yalnızca Ankara ile Trablus ve Bingazi arasındaki temaslar değil, Türkiye’nin Avrupa Birliği, Yunanistan ve diğer Doğu Akdeniz ülkeleriyle yürüteceği diplomatik görüşmeler de önem taşıyacak.

SONUÇ: LİBYA’DAN ONAY, AVRUPA BİRLİĞİ’NDEN İTİRAZ

Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir siyasi değişikliğe işaret ediyor.

Türkiye, kararın uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda iki ülkenin haklarını koruduğunu savunurken Avrupa Birliği, anlaşmanın üçüncü devletlerin egemen haklarını ihlal ettiği yönündeki görüşünü koruyor.

Ursula von der Leyen’in sosyal medya açıklaması ve António Costa ile birlikte yayımlanan resmî bildiri, Brüksel’in 2019 yılından bu yana sürdürdüğü yaklaşımda değişiklik olmadığını gösteriyor.

Libya Parlamentosunun kararı, Türkiye-Libya ilişkilerinde önemli bir siyasi engelin kaldırılması anlamına gelirken Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarına ilişkin uluslararası hukuk tartışmalarını sona erdirmiyor. Bundan sonraki sürecin yönünü, tarafların diplomatik girişimleri, olası enerji iş birlikleri ve bölgedeki uyuşmazlıkların barışçıl çözümüne yönelik adımlar belirleyecek.

Mobil sürümden çık