Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2023 yılında gerçekleştirilen 38’inci Olağan Kurultayı’nın geçersiz sayılması talebiyle açılan davada yerel mahkemenin hükmettiği ‘mutlak butlan’ kararına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Genel Başkan Özgür Özel, “Bizler bugün, yürütmenin durdurulması ve tedbir kararının boşa çıkarılması talebimizi de barındıran resmi itirazımızı, harç ödemelerini de tamamlayarak yasal süresi dahilinde Yargıtay makamına ilettik” şeklinde konuştu.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi’nin, ana muhalefet partisinin kurultay sürecine yönelik verdiği kararda Özgür Özel ile mevcut parti yönetiminin ihtiyati tedbir doğrultusunda yönetimden el çektirilmesine, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile o dönemin ekibinin idari mekanizmayı yeniden devralmasına hükmetmesinin akabinde CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), parti lideri Özgür Özel idaresinde acil koduyla toplandı. Yaklaşık 4 saat boyunca basına kapalı gerçekleştirilen stratejik zirvenin ardından kameraların karşısına geçen Özel, “Bizim buradaki tek kabahatimiz, tam 47 senelik bir aranın ardından bu siyasi yapıyı Türkiye’nin zirvesine, birinci parti konumuna taşımaktır. Bizim asıl suçumuz, kurulduğu ilk günden bu yana Adalet ve Kalkınma Partisi’ni sandık başında ilk defa mağlup etmektir. İşte tüm mesele budur. O tarihi zaferden beri bize bir gün bile huzur vermediler. Suçumuz tam olarak budur. Bizlerin tek günahı; geçim sıkıntısı çeken emeklilerin, asgari ücretlilerin, çaresiz köylülerin, esnafın ve umudunu yitiren gençlerin sığınacağı tek liman olmaktır. Bugün bu uydurma suçun cezası kesilmeye çalışılan, makamlarından uzaklaştırılmak istenen kadrolar; delege iradesiyle, sokağın haykırışına kulak verilerek, çocukların ve evlatların aydınlık yarınları uğruna, ‘Bu sefer bu inançlı ekip başaracak’ denilerek seçilmiş insanlardır. O gün yaş ortalaması 42 olan, cinsiyet eşitliğini tam sağlayan, yenilgiyi hiçbir şekilde kabul etmeyen ve ‘Bu topraklarda bir daha kaybetmeyeceğiz’ diyen dinamik bir kadrodur bu. Bizim suçumuz, günahımız tam olarak budur. İşte bu yüzden üzerimize geliyorlar. Gerçek demokrasi, sandıktan çıkan iradenin yine ancak sandık vasıtasıyla değişmesidir. AK Parti iktidarı her fırsatta ‘Milli irade’ söylemini dilinden düşürmezken, kendi içlerinde yarışmalı tek bir kongre dahi düzenleyemiyorlar. Biz ise demokrasiyi en alttan, mahalle delege seçimlerinden başlatıyoruz. İlçe ilçe, il il kongreler yapıp genel merkeze geliyor, çarşaf listelerle yarışıyoruz. Her bir delegemiz seçeceği yöneticisine tek tek oy veriyor. Biat usulü kurultay düzenleyenler, güya demokrasi havariliği yapanlar, millet kendilerine teveccüh gösterdiğinde meşruiyeti baş tacı edip milli iradeyi yere göğe sığdıramayanlar, tek bir seçim kaybedince milli iradeyi yerle yeksan etmeye kalkıştılar” açıklamalarında bulundu.
BİRİLERİ KURULTAYI KAZANMAMIZI HAZMEDEMEDİ
Büyük kurultaydaki zaferlerinin bazı çevrelerde derin bir rahatsızlık yarattığını belirten Özel, “Müesses nizamın işaret ettiği aktörlerin kazanmasına alışkın olan odaklar, statükoya meydan okuyanların bu büyük zaferini hiçbir dönem kabullenemediler. Bu gerçeği hiçbir zaman içlerine sindiremediler. Ne yazık ki halkın sandıktaki net kararına karşı açıkça savaş açmayı seçtiler. Siyasi arenada fikir üretemez hale gelince yargı mekanizmalarını birer kol gibi kullanmaya başladılar. İşte o yargı uzantıları, 19 Mart 2025 tarihinde bu ülkede açık bir sivil darbe girişiminde bulundu. Seçim meydanlarında halkın karşısında dört kez mağlup ettikleri, tam 15,5 milyon yurttaşın ortak cumhurbaşkanı adayı olan, 25,5 milyon insanın hürriyeti adına imza verdiği bir ismi, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu tam 14 aydır haksız yere hapiste tutuyorlar. Bize sürekli sağdan, soldan, gizli kapılar arkasından ya da kürsülerden ‘Ekrem’i kendi kaderine terk et, bu hukuki mücadeleyi bırak, sadece Ankara’ya odaklan ve partinin başında konforlu şekilde otur’ dediler. Biz o konforlu koltuğa sığınmadık, sığınmayacağım. Beni şu an kaldırmaya çalıştıkları o koltuk var ya; işte o koltuk tatlı, güvenli ve risksiz bir muhalefet liderliği koltuğudur. Ben bu yapay rahatlığı külliyen reddediyorum. Benim asıl mücadelem; partimin Genel Başkanını iktidar makamına, partimin Cumhurbaşkanı adayını Çankaya koltuğuna, inançlı kadrolarımızı ise bakanlık makamlarına taşımaktır. Sarayın direktifleriyle, mevcut yargı düzeninin açtığı gayrimeşru yollarla ben o koltuğa oturmadım, oturmam da. Hiç kimse de oturmamalıdır. Bu aziz millet, kendi iradesine rağmen hiç kimseyi o makamlarda yaşatmaz” ifadelerini kullandı.
EN DOĞRU CUMHURBAŞKANI ADAYINI BULMA SUÇU
Özel, konuşmasını şu çarpıcı sözlerle sürdürdü: “Şayet kişisel bir hesap yapsaydım, ‘Cumhurbaşkanlığı adaylığı benim hakkımdır, Ekrem devre dışı kaldı’ diyerek bencilce davransaydım, Ekrem İmamoğlu’na sırtımı dönüp Mansur Yavaş gibi güçlü bir seçeneği de harcasaydım, inanın benden daha iyi genel başkan bulamazlardı. Böyle bir senaryoda sizler de şu an ekran başında rahattınız, ben de koltuğumda büyük bir keyifle oturuyor olurdum. Fakat ben o karakterde bir insan değilim, bizler o zihniyetin temsilcileri değiliz. Bugün makamlarından, mevkilerinden edilmek istenenlerin tek gayesi; şahsi ikbal veya ihtirasları değil, tamamen milletin geleceğine olan sarsılmaz bağlılıklarıdır. Bugün 20 bin liralık açlık sınırındaki emekli maaşına mahkum edilen milyonların haklarını savunan, en az 1,5 asgari ücret tutarında emekli maaşı ve 39 bin liralık asgari ücret talebini bayraklaştıranlar; bu kutsal davalarından vazgeçselerdi o koltuklarda on yıllarca saltanat sürebilirlerdi. Yaşımız buna fazlasıyla elveriyor. Mevcut rejim, sistemin tekerine çomak sokmamam ve kendi rahatımı düşünmem karşılığında bana bu koltukta 30 yıl oturma garantisi sunuyor. Ben henüz 51 yaşındayım, istesem 30 sene daha muhalefet lideri kalırım. Ancak bu ülkenin, 80 yaşına kadar muhalefet koltuğunun keyfini süren figürlere değil; muhalefette geçirdiği her bir saniyeden derin bir ıstırap duyan ve bu halkın dertlerine deva olacak halkçı bir iktidarı kuracak liderlere ihtiyacı var.”
YARIN BİR FELAKETE UYANACAĞIZ
Yaşanan krizin ne kendi şahsi meselesi ne de Değişim Kurultayı delegelerinin bireysel bir sorunu olduğunu ifade eden Özel, “Bu topyekun savaş şahsımıza değil, doğrudan millet iradesine karşı açılmıştır. Bu darbe girişimi bizlere değil, halkın kendisine yapılmıştır. Yapılan bu hukuksuz hamle, milletin Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten en büyük mirası olan sandık güvencesine, seçme ve seçilme hürriyete karşı yapılmış bir suikasttır. Geçtiğimiz yıl 19 Mart’ta cumhurbaşkanı adayımıza yapılan darbenin bir benzeri, 21 Mayıs günü de geleceğin iktidar partisine karşı uygulanmıştır. Tüm mesele, bu sivil vesayete teslim olup olmama iradesidir. Alınan bu kararın asıl kurbanı Türk milletidir ve maalesef bunun bedelini çok ağır ekonomik kayıplarla ödeyecektir. 86 milyon vatandaşımız bu darbenin mağdurudur. Daha geçen yıl 19 Mart darbe sürecinin bu ülkeye faturası 60 milyar doları bulmuşken, enflasyonu nasıl tırmandırdığını, hayat pahalılığını nasıl körüklediğini ve ülkemizi bölgedeki İran savaşı riskine nasıl savunmasız yakalattığını hepimiz yaşayarak gördük. Şimdi ise tam piyasaların kapanma saatinde bu kararın sisteme yükleneceğini bilen endişeli bir bürokrat grubunun Sayın Erdoğan’a koşup ‘Aman yapmayın, etmeyin’ diyerek vazgeçirmeye çalıştığı esnada; ‘Eyvah, ya Erdoğan ikna edilirse’ korkusuyla kararı alelacele 16.30’da sisteme yükletenlerin ülke ekonomisine sadece yarım saatte verdiği net zarar tam 10 milyar dolardır. Bunlar resmi piyasa verileridir arkadaşlar. Borsada yaşanan yüzde 8,5’lik tarihi çöküşle birlikte sadece 30 dakikada eritilen milli rezerv miktarı 10 milyar doları bulmuştur. Şu dakika itibarıyla vadeli işlemler piyasasında tüm hisse senetleri taban fiyatta satıcı beklemekte, tek bir alıcı dahi bulunmamaktadır. Yarın sabah hepimiz çok büyük bir ekonomik felakete uyanacağız. Bu süreçte piyasayı tutmak için eritilecek her kuruş rezerv; milletimizin gelecekte eti, sütü, ekmeği çok daha pahalıya tüketmesi, çocuğuna bir çift ayakkabıyı dahi alamayacak duruma gelmesi demektir. Bu yıkımın tek sorumlusu, ‘Ekrem İmamoğlu’nu hapse attık ama halkı onun hırsız veya ajan olduğuna ikna edemedik, dolayısıyla CHP’nin yükselişini durduramadık, o halde Özgür Özel’in belini kırmalıyız ki CHP bir iktidar alternatifi olmaktan çıksın’ diyen o hesapsız, kitapsız darbeci zihniyettir” yorumunu yaptı.
ERDOĞAN, MİLLETİ SEÇENEKSİZ BIRAKMA ÇABASI İÇİNDE
Özel, sözlerine şöyle devam etti: “Sayın Erdoğan, Türk milletini adaysız, partisiz, lidersiz ve tamamen seçeneksiz bırakarak mutlak bir güç alanı oluşturma çabasındadır. Erdoğan, köklü Cumhuriyet Halk Partisi’ni AK Parti’nin güdümlü yargı kolları eliyle yönettirme niyetindedir. Fakat bilinmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi; tüm darbeci odaklara, onların yerli işbirlikçilerine ve kişisel kariyer hırslarına karşı dimdik, sarsılmaz bir iradeyle ayaktadır. Şunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim: Ne Cumhuriyet Halk Partisi ne de şahsım olarak Özgür Özel bugün kendi koltuğunu savunma derdindedir. Eğer niyetimiz sadece kendimizi kurtarmak olsaydı önümüze sunulan tüm sistem içi imkanları kabul ederdik; biz hepsini elimizin tersiyle ittik. CHP bugün, kendi elleriyle kurduğu cumhuriyeti, demokrasiyi, sandık namusunu ve o sandıktaki değişim umuduna sarılmış olan 10 milyonları, yani bu ülkenin tüm onurlu evlatlarını savunmakla mükelleftir. Siyasi partiler, Anayasa’nın amir hükmü olan 68’inci madde uyarınca demokratik hayatın vazgeçilmez temel taşlarıdır. Siyasi partileri var eden ve ayakta tutan yegane güç; üyeleri, delegeleri, demokratik kongreleri ve özgür kurultaylarıdır. Bu hukuk dışı kararla birlikte artık Türkiye’de hiçbir siyasi partinin büyük kongre güvencesi kalmamıştır. Bu ülkede bir seçim hukuku vardır, yasal itiraz takvimleri vardır. Seçim hukukunun tamamen dışına çıkarak sivil mahkemelerin bu süreçlere müdahale etmesi, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) anayasal yetkilerini tamamen yok saymaktır. Bu hamle, seçim hukuku güvencesini ortadan kaldırmaktır. Bundan böyle hiçbir siyasetçinin makamında hukuki emniyet içinde oturamayacağı anlamına gelir. Çünkü bir asliye hukuk mahkemesini arkasına alan her gücün, istediği lideri görevden indirme, istediğini de oraya monte etme yetkisi meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bizim asıl kavga verdiğimiz hain düzen tam olarak budur. Bizler bugün ilk hukuki adımımızı atarak, ihtiyati tedbir kararının acilen kaldırılmasını da içeren kapsamlı itiraz dilekçemizi yasal süresi içinde Yargıtay’a ulaştırdık. Yarın ise Yüksek Seçim Kurulu’na giderek; daha önce İstanbul’daki kayyım kararlarına karşı takındığı istikrarlı duruş gibi, demokratik bir kongre neticesinde tarafımıza verilen o resmi mazbataya sahip çıkmasını talep edeceğiz. YSK’ya yapacağımız bu tarihi başvuru ve Yargıtay’daki tedbirin durdurulması hamlelerimizin ivedilikle neticelendirilmesini; YSK’nın Anayasa’nın 79’uncu maddesinden aldığı o mutlak sorumluluk sahasına, yani kendi varlığına ve siyasi partiler rejimine sahip çıkmasını bekliyoruz. Yargıtay’ın da bu hukuksuz tedbiri ivedilikle kaldırarak Türkiye’yi büyük bir kaos ve felaket eşiğinden döndüreceğine inanıyoruz.”
CHP DEMOKRATİK REKABET ZEMİNİNE SAHİP ÇIKIYOR
Yaşanan bu gecenin Türkiye’nin çok sesli demokrasi tarihi açısından son derece karanlık bir sayfa olarak kaydedileceğini belirten Özel, “Fakat bu karanlık gecenin, halkın iradesiyle bir matem havasından büyük bir umut ve direniş gecesine evrildiğini de büyük bir kıvançla belirtmek isterim. Resmin bir tarafında; bu hukuksuz butlan kararına halktan en ufak bir destek bulamayan, bomboş sokaklar, panik halinde ne dediğini bilmeyen muhterisler ve çarpık açıklamalar var. Diğer tarafında ise partisine, iradesine ve geleceğine gövdesini siper edenler var. Bu asil duruş sadece Ankara ile sınırlı değil; şu an 81 vilayetimizin tamamında, tüm ilçelerimizde parti binalarımızın ışıkları yanıyor, meydanlar dolup taşıyor, yürüyüşler düzenleniyor. Özellikle bu hukuk dışı karara ilk andan itibaren amasız, fakatsız tepki gösteren ve bizlerle tam dayanışma sergileyen tüm siyasi parti liderlerine şükranlarımı sunuyorum. Hepinizin bildiği üzere tüm genel başkanlar bizzat telefonla aradılar; yoğunluktan ötürü henüz dönemediğim birkaç lider var, bu açıklamaların hemen ardından kendileriyle irtibat kuracağım. Sosyal medya destekleri, kesilen televizyon yayınları ve partilerin acil olarak topladığı merkez yönetim kurulları çok değerlidir. Diğer partiler sadece CHP’ye destek olmak için değil; hepimizin ortak nefes alanı olan demokratik rekabet zeminini korumak adına bu refleksi gösteriyorlar. Böyle bir mahkeme kararının, bir kabine bakanı tarafından apar topar düzenlenen bir basın toplantısıyla savunulması ve sahiplenilmesi ise tam bir siyasi utanç vesikasıdır. Siyasi tarihimiz böyle bir kara leke görmemiştir” dedi.
MUHALEFET BU AKŞAM TARİHE GEÇMİŞTİR
Özel, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kendi içinde şu an hakim olan ve şahsen önemsediğim o derin sessizliğin, yarın demokrasiden yana bir özeleştiriye dönüşme ihtimali düşük görünse de; kendi gelecekleri adına, kendilerini de eninde sonunda yutup yok edecek olan bu insan yiyen, siyasetçi öğüten, demokrasi düşmanı virüse karşı bir önlem almaları hayati önemdedir. Aksi halde o uğursuz virüs muhalefeti tükettiğinde durmayacaktır. Hepimiz aynı apartmanın sakinleriyiz; bizim dairemiz alev alırsa tüm bina kül olur. Bizler aynı ormanın ağaçlarıyız; bizim ağacımız yanarsa tüm orman küle döner. Bunca yıllık iktidarın ardından gelinen bu baskıcı nokta fevkalade tehlikelidir. Türk muhalefeti bu akşam ortaya koyduğu sarsılmaz dayanışma ile sadece basit bir sınavı geçmemiş, doğrudan tarihe geçmiştir. Şanlıurfa Barosu’nun ilk dakikalarda yaptığı o cesur çıkış ve ardından Türkiye genelindeki onlarca baronun peşi sıra yayınladığı hukuki bildiriler çok kıymetlidir. Sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının arka arkaya yükselttiği ses, bu geceyi bir yas gecesi olmaktan çıkarıp büyük bir toplumsal uyanış gecesine dönüştürmüştür.”
BU DARBEYE SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ
CHP olarak kapsamlı bir eylemlilik stratejisi hazırladıklarını duyuran Özel, “Bu planı tüm toplumsal paydaşlarımızla, tüm muhalefet unsurlarıyla birlikte olgunlaştıracak ve şeffafça kamuoyuyla paylaşacağız. Fakat herkes şu gerçeği aklına kazısın: Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye Cumhuriyeti, bu sivil darbe girişimine asla boyun eğmeyecektir. Bizlerin seçimlerden önce bu halka verilmiş bir sözü vardı; ‘Seçim akşamı bu genel merkez binasının ışıkları asla sönmeyecek, sabaha dek yanacak’ demiştik. ‘81 il başkanlığımızın ışıkları sabaha kadar açık kalacak’ demiştik. ‘Kadın kollarımız tülbentleri sirkeye basıp karanlık odalarda baş ağrısıyla uyumayacak, o tülbentleri zafer sevinciyle sallayacak’ demiştik. İşte bu gece, o seçim akşamı ışıkları açık tutanların, baba ocağına ve geleceğine sahip çıkmak adına uyumadığı tarihi bir gecedir. Sonuna kadar buradayız ve bu sivil darbeye karşı son nefesimize kadar direneceğiz. Bizlere karşı gizli planlar kuran o odaklara, her iki tarafa da sesleniyorum. Sayın Erdoğan’ın sıkça referans gösterdiği kutsal bir ayeti buradan hatırlatmak isterim; Erdoğan’dan bu kelamları duyduğunda kalbi titreyenler, eğer bugün de aynı hissiyatı taşıyorsanız hala bir umut var demektir: ‘Onlar sana tuzak kurarken Allah da karşı planlar yapıyordur. Şüphesiz Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.’ Bu ayeti Erdoğan’ın ağzından dinleyip huşu içinde ‘Yaa’ diyenler, şimdi başınızı iki elinizin arasına alın ve bir kez daha düşünün. Bu hukuksuzluk sizin partinize, kendi seçtiğiniz liderlerinize yapılsaydı ne hissederdiniz? Öte yandan bir diğer kadim temenniyi de şu duygularla ifade etmek isterim: Yolumuz yolsuzluğa, yüzümüz nursuza, ömrümüz arsıza denk düşmesin inşallah. Sözümüze, dazamıza kıymet veren her bir yurttaşımızı meşru direnişe, hukuki mücadeleye, teslim olmamaya ve çağrıldıkları her meydanda seslerini en gür şekilde yükseltmeye davet ediyorum” açıklamasını yaptı.
BÜTÜN O KİRLİ TEKLİFLERİ REDDEDİYORUZ
Özgür Özel, değerlendirmelerini şu sözlerle sürdürdü: “Yarın sabahtan itibaren devlet aklının ve aklıselimin duruma hakim olmasını, bir büyük yanlışın üstüne daha büyük yanlışlarla gidilmemesini ve ülkenin yarınlarının karartılmamasını temenni ediyorum. Bu saatten sonra CHP’yi ve bu kurumsal yapıyı savunmak, doğrudan çok sesli ve yarışmalı seçim modelini savunmak anlamına gelmektedir. Şayet bizi bugün burada teslim alabilirlerse, gelecekte kurulacak tüm halk sandıklarını şimdiden ipotek altına almış olurlar. İşte tam da bu hayati sebepten ötürü teslim olmayacağız. Biz buradayız, ayaktayız ve kapalı kapılar ardında fısıldanan tüm o kirli uzlaşı tekliflerini elimizin tersiyle reddediyoruz. Bizler mevcut statükonun, müesses nizamın ‘makbul ve uysal muhalefet partisi’ olmayı seçmek yerine, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak mazlumların, ezilen emeklilerin, işçilerin, üreten çiftçilerin ve geleceksiz bırakılan gençlerin iktidarını kurmak üzere risk alıyoruz. Kendi konforlu ve güvenli koltuklarımızı korumamızı, ‘Akıllı uslu muhalefet yapın, yerinizde oturun’ diyerek telkin eden odaklara, ‘Biz sizin o icazetli koltuklarınızı tamamen reddediyoruz; biz sadece ve sadece asil milletimizden yetki, halkımızdan destek bekliyoruz’ diyoruz. Bunun dışındaki her türlü gayrimeşru ve kirli teklife kapılarımız sonuna kadar kapalıdır.”
MÜCADELEYİ YÜKSELTECEĞİZ
Konuşmasını tamamladıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özel, Parti Grup Başkanı sıfatıyla 60 kişilik Parti Meclisi (PM) ile birlikte nasıl bir yol haritası belirleyeceklerine yönelik soruya, “Bizler öncelikle demokratik ve toplumsal mücadeleyi her alanda yükselteceğiz. Bununla eş zamanlı olarak çok sıkı bir hukuk savaşı yürütüyoruz. Önümüzdeki süreçte önümüze hangi yasal zeminin serileceğini, malum mahkeme kararının Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından nasıl hukuki bir yoruma tabi tutulacağını, kabul edilip edilmeyeceğini; şayet kabul edilirse ki geçmişte belirli örnekleri mevcuttur, hangi maddelerin geçerli sayılıp hangilerinin tenzil edileceğini hep birlikte göreceğiz. Biz her türlü hukuki ve siyasi mücadele zemininde fazlasıyla güçlüyüz. Bizim sarsılmadan durduğumuz net bir çizgi var: Bizler halkın bize emanet ettiği bu kutsal bayrağı asla yere düşürmeyiz. Bayrağı lidere millet teslim eder; o bayrak elinde hakkıyla durduğu müddetçe de halk senin arkanda saf tutar. Bu aziz millet, zorluğu ve baskıyı görünce bayrağı bırakanı, korkup kaçanı ya da o bayrağı egemen güçlerin istediği ritimle sallayanı asla sevmez ve bunu içine sindirmez. O bayrak bizim elimizdedir. Gerekirse bu uğurda can veririz ama milletin o mukaddes emanetine leke sürdürmeyiz. Sonuna dek tüm şartları zorlayacağız. Elimizdeki bu bayrak, partimizin özgür iradesiyle bize teslim ettiği değişim bayrağıdır. Milletimiz o tarihi değişimi çok güçlü bir özeleştiri olarak kabul etmiş ve nitekim yerel seçimlerde cumhuriyet tarihinin en büyük yerel seçim zaferini bizlere yaşatmıştır. Milletimize namus borcumuz var; ne bu asil milleti ne de bu ulu çınarı yarı yolda bırakmayız” yanıtını verdi.
O TELEFONA DÖNÜŞ, UZLAŞMA ŞEKLİNDE OLAMAZ
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile bir temas kurup kurmadığı yönündeki soru üzerine Özel, “Çok yoğun geçen MYK toplantımızın hemen ardından, diğer siyasi partilerin ve geçmiş dönem genel başkanlarımızın genel merkezimize ziyaretleri gerçekleşti. Çok sayıda telefon gelmiş, arayan kıymetli isimler arasında Sayın Kılıçdaroğlu da bulunuyor. Kendisinin bu arama kaydına henüz geri dönüş yapamadım. Zaten şu aşamada dönüp neyi müzakere edeceğiz? Daha bugün, ‘Yargıdan butlan kararı çıkarsa bu bir mahkeme hükmüdür, bizler yargı kararlarına saygı duymakla mükellefiz’ şeklinde açıklama yapan bir milletvekilimizi kesin ihraç talebiyle disipline sevk etmiş bir yönetimiz. Bu sebeple ben, geçmişte bu partiye şanla, şerefle genel başkanlık yapmış Sayın Kılıçdaroğlu’nun, AK Parti güdümlü yargının eliyle ve sivil darbe kararıyla o koltuğa geri dönmek isteyeceğine ihtimal dahi vermek istemem. Ancak kamuoyuna yansıyan birtakım açıklamalar ve bazı çevrelerin yaklaşımları maalesef bu yönü işaret ediyor. Bu durum karşısında, bu gecenin taşıdığı ağır psikolojik iklim bünyesinde o telefonu açmanın ya da geri dönmenin siyasi bir manası olamaz. Eğer o telefon görüşmesinin amacı bu hukuksuz yargı kararını meşrulaştırmak yahut bu haksız kararla bir uzlaşı zemini aramaksa, ben öyle bir tiyatroda asla yer almam. Onunla uzlaşırsam halkımın yüzüne bakamam. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu bu partinin geçmiş dönemde kurultayla seçilmiş genel başkanıdır; elbette telefonuna uygun bir vakitte dönülecektir ve duruşumuz net bir dille aktarılacaktır. Fakat bir butlan kararını meşru kabul etmemi benden bekleyeceğini asla düşünmüyorum. Şayet bu olağanüstü ve hukuk dışı gelişmeler yaşanmasaydı, zaten önümüzdeki bayram günü ben kendisini saygıyla arayacaktım. Şimdi o aramış, telefona elbette dönülür fakat bu dönüş asla rejimle bir el sıkışma, saray adaletinin kararını sineye çekme şeklinde olamaz. Sayın Kılıçdaroğlu ile bugün mevcut şartlar altında böyle bir pazarlık veya diyalog zeminine girmeyi aramızdaki geçmiş hukuka da yakıştırmam. Son tahlilde, önümüzdeki süreçte de partimizin eski genel başkanı olarak kendisine saygıda kusur etmeyeceğiz, yeni bir gerginlik alanı yaratma niyetinde de değilim” diye konuştu.
BABA OCAĞINDA EV SAHİBİYİZ
Söz konusu mutlak butlan kararına karşı hukuki yollardan somut bir netice alınamaması durumunda, bir ‘B planı’ olarak yedek parti seçeneğinin masada olup olmadığı sorusuna Özel, “Aynı siyasi tutarlılık ve kararlılıkla yanıt veriyorum: İkinci bir siyasi parti kurmak, yedek bir parti formülü üzerinde çalışmak Türkiye’deki diğer partilerin kapatma davasına karşı bir savunma refleksi olabilir. Fakat butlan kararına karşı böyle bir acizliği asla düşünmedik, düşünmeyiz de. Çünkü biz bu tarihi binada, bu asırlık partide kiracı değil, ev sahibiyiz. Siyasette kiracılar zamanı gelince taşınır, gerçek ev sahipleri ise her zaman yerinde kalır. Bizlerin baba ocağından ayrılmak gibi bir düşüncesi olamaz. O baba ocağında kimin oturacağına, kimin yöneteceğine de yalnızca o ocağın gerçek sahibi olan delegeler ve seçmenler karar verir; buna asla asliye hukuk mahkemeleri karar veremez” dedi.
MAHKEME BAŞKANI BİHABER
‘Mutlak butlan’ kararını ilk duyduğu an ne hissettiği sorulan Özel, yargı bağımsızlığının geldiği noktayı eleştirerek, “Biz daha bu sabah erken saatlerde yoklama yaptığımızda, ‘Henüz ortada bir müzakere süreci yok, karar aşamasına geçmedik, nasıl hüküm kuralım?’ diyen mahkeme başkanı, ne hikmetse öğleden sonra sorulduğunda aniden ‘Karar yazıldı, sisteme yüklenebilir’ demeye başladı. Bu kararın gerçekte kimler tarafından, hangi karanlık odalarda kaleme alındığı, kimlerin ikna edilerek bu daktilo sürecinin tamamlandığı açıkça ortada duruyor. Zaten ülkemiz öyle bir duruma geldi ki, bir gazeteci dün akşam televizyon kanalında çıkıp ‘Karar kesinleşti, yarın şu saatte açıklanacak’ diyor; sabah ise davanın mahkeme başkanı ‘Henüz dosyayı incelemedik, müzakere bile etmedik’ diye açıklama yapıyor. Kararların mahkeme salonları dışında yazıldığı, heyetlerin ise sadece bu sipariş metinleri temize çekip daktilo ettiği bir vesayet döneminden geçiyoruz. Saray yargısı tam olarak budur. Bu yüzden ben, sarayın yönlendirdiği bu tip yetkilendirmelere hiçbir onurlu siyasetçinin değer atfetmemesini ve tarihin doğru, aydınlık tarafında konumlanmasını bekliyorum. Bunun ötesinde memlekette artık tüm kavramlar birbirine karıştı; bırakın kuvvetler ayrılığı ilkesini, tek bir kişinin talimatıyla mahkeme kararının dışarıda yazıldığı ve o gün altına imza atacağı hükümden bile bihaber olan zavallı bir mahkeme başkanının trajik durumuyla karşı karşıyayız” eleştirisinde bulundu.
ÇOK SAYIDA ZİYARET TALEBİ VAR
Bu gece genel merkez binasında farklı siyasi partilerden heyetlerin ağırlanıp ağırlanmayacağı yönündeki soruya ise Özel, “EMEP heyeti az önce geniş bir katılımla ziyaretimize geldi, ilk destek ziyaretçimiz kendileri oldu. Ardından Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Bey beni bizzat arayarak ‘Yoldayım, geliyorum’ dedi. Kendisine ‘Ben de genel merkezdeyim, bekliyorum’ yanıtını verdim. Bana ‘Gelişim gece yarısını geçebilir’ dediğinde, ‘Sabaha kadar buradayım, ışıklarımız sönmeyecek’ dedim. Herhalde siyasi tarihimizin en dikkate değer ve enteresan dayanışma ziyaretlerinden biri bu gece yarısından hemen sonra gerçekleşecek. Yarın için ise neredeyse parlamentoda grubu bulunan ve bulunmayan tüm siyasi partilerin genel başkanlarının resmi görüşme ve geçmiş olsun ziyareti talepleri var; hepsini genel merkezimizde layıkıyla ağırlayacağız. Aynı zamanda çok sayıda meslek örgütünden, sendikalardan ve sivil kuruluşlardan da yoğun talep geliyor. Hepsini hızlıca takvimlendiriyoruz; yarın da ondan sonraki günlerde de buradayız, görevimizin başındayız” yanıtını verdi.

